Diyarbakır'ı geride bırakıp 18 günlük maceramızın 10. gününe adım attığımızda, artık Güneydoğu'nun tam bağrına doğru yol alıyorduk. Bölgenin o mistik havasını zihnimizde ve iliklerimizde hissetmeye başladık. Bunaltıcı sıcakların 3-4 derece düşmesiyle birlikte sürüş özgürlüğümüz ve direncimiz daha da arttı. Geçen günlerin ardından vücudumuz yollara tamamen alışmış; benliğimiz, ruhumuz ve iki tekerimiz birbiriyle tam bir bütünlük kazanmıştı. SİLVAN & MALABADİ KÖPRÜSÜ: MİSTİK BİR SANAT ŞAHESERİ
İlk durağımız Meyyâfarikîn, yani Silvan. Tarihin derin izlerini taşıyan bu kadim ilçeyi geride bırakıp, heybetiyle insanı büyüleyen ve adeta tam bir sanat şaheseri olan Malabadi Köprüsü'ne varıyoruz. Artuklu mühendisliğinin bu eşsiz abidesi karşısında adeta zaman duruyor. Taş kemerin görkemi, yanı başındaki barajın dingin manzarası ve köprünün mistik tarihi, kokusu ile dokusu iliklerimize kadar işliyor. Siirt yolunu yarılamışız ama güneş tam tepeye tırmandığında yorgunluğum da zirveye ulaştı. Yorgunluğum gözlerimden, adımlarımdan bile okunuyordu; Malabadi'de taşların üzerine oturduğum an bir daha kalkasım gelmedi. Halim tam görülmeye değerdi tabii! Bizim Kurt bu anı kaçırır mı? O yorgun ama bir o kadar da mutlu hallerimi kare kare çekerek ölümsüzleştirdi.
Coşkumuz burada doruğa ulaştı; Kartal ve Kurt olarak o meşhur Malabadi Köprüsü şarkısının dizelerini birlikte dile getirdik. Yanı başımızda vatan nöbetindeki yiğit Özel Harekâtçı kardeşlerimizle buluşup yürekten bir sohbet kurduk, ikram ettikleri sıcak çayı yudumlarken birlikte çekildiğimiz fotoğraflarla unutulmaz anlarımıza bir yenisini ekledik. Malabadi'nin eşsiz ruhunu ve kahraman kardeşlerimizin samimiyetini yanımıza alarak yola devam ettik. SASON & ANTİK YERLEŞİM: ÇİLEĞİN TADI, KÜÇÜK BİR KIZIN BÜYÜK HAYALİ:
Rotayı kuzeye, Mereto Dağı'nın eteklerine, yeşilin ve dağ havalarının hâkim olduğu Sason'a kırıyoruz. Tarihi Orta Çağ'a ve kadim yerleşim kalıntılarına dayanan bu güzergâhta yolumuzun üzerinde yoğun bir yabancı turist kafilesiyle karşılaşıyoruz. Bölgenin bu eşsiz tarihini ve turistik hareketliliğini görünce biz de durup kadrajlarımızı bu güzelliklerle dolduruyor, hatıra fotoğrafları çektiriyoruz. Tam bu tarihi dokunun yanı başında, meşhur Sason çileklerini satan dünya tatlısı küçük bir kız çocuğuyla karşılaşıyoruz. Bize çilek satan bu güzel evladımızla derin bir muhabbete dalıyor, şakalaşıp gülüşüyoruz. Okuluna devam ettiğini ve büyüyünce doktor olmak istediğini öğrendiğimizde göğsümüz kabarıyor; memleketimizin, yarınlarımızın geleceğine olan inancımız katbekat artıyor. Doğunun insanı toprağına, bayrağına, vatanına son derece bağlı... Bu gencecik evladımızın gözlerindeki ışık ve kararlılık, bizim de bu kadim topraklara olan gönül bağımızı bir kez daha perçinliyor. Ondan aldığımız mis kokulu çilekleri hemen yanı başımızdaki berrak bir dere kenarında yıkayıp afiyetle yiyoruz. Hayatımızda belki de hiç bu kadar lezzetli, bu kadar tatlı bir çilek yememiştik. Küçük kızımıza veda edip dualarımızla yolumuza devam ederken, dağların koynundaki o tatlı tebessüm uzun süre zihnimizden silinmiyor. BATMAN & KURTALAN: NOSTALJİ VE ZAMANIN DURDUĞU İSTASYON:
Sason'un serinliğinden süzülüp petrolün ve Mezopotamya ovalarının birleştiği Batman'a geçerek enfes kaburga dolması ve söğürme lezzetleriyle enerjimizi topluyoruz. Ardından heyecanla Kurtalan'a varıyoruz. Kurtalan küçük bir ilçe olmasına rağmen son derece coşkulu, güzel ve canlı bir yer. Rahmetli Barış Manço'muzun efsanevi grubuna adını veren Kurtalan Ekspresi'ni yâd etmek için doğruca tarihi istasyona geçiyoruz. İstasyon binasını görünce adeta zaman duruyor... 1945 yılından beri orijinalliğini zerre kaybetmeden koruyan bu yapıyı ve duvarındaki o tarihi Kurtalan yazısını görmek, beni bir anda çocukluğumun o nostaljik tren istasyonlarına götürüyor. Eski günlerin kokusu, ahşap mekanın o çocukluk anıları zihnimde tek tek canlanıyor.
Burada görev yapan samimi kondüktörler ve memurlarla koyu bir sohbete dalıyoruz. Tam bu sırada Ankara'dan gelen Kurtalan Ekspresi istasyona yanaşıyor. Trenin durmasıyla insanların sevdiklerine kavuşma anlarını, o sarılmaları ve gözlerdeki sevinci izlemek bizlere unutulmaz, doyumsuz anlar yaşatıyor. SİİRT: SABAH KAHVALTISINDA BÜRYAN LEZZETİ:
Gece geç saatlerde şehre ulaştığımızda büryan yiyememiştik. Çünkü burada ufak bir hatırlatma yapmak gerek: Büryan bir et yemeği olmasına rağmen Siirt'te akşamları yenmez, sabahleyin kahvaltı niyetine tüketilir! Gezginlere ve yolu düşeceklere en büyük tavsiyemizdir; biz de sabah saat 06.30'da Siirt'in en meşhur mekânı olan Huzur Lokantası'nın kapısında kendimizi bulduk. Kuyularda ağır ağır pişen o muazzam Büryan Kebabı ile güne damak çatlatan bir başlangıç yaptık. Bitlis ile Siirt arasındaki o meşhur "Büryan kimin?" rekabetini yerinde yad edip, günü Veysel Karani'nin manevi huzurunda ve Deliklitaş (Ras Seyf) mevkiinden Botan Vadisi'nin muazzam manzarası eşliğinde noktalandırdık. KARTAL ve KURT olarak 10. günümüzü de bu güzel anılarla geride bıraktık. 11. bölüm de yeniden buluşmak üzere
(0)Comments