Hac Sûresi'nin İlk yeti Üzerine
Bismillahirrahmanirrahim
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظ۪يمٌ
'Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir.'
(Hac Sûresi, 22/1)
Hamd, yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salât ve selâm, insanlığa hak ve hakikat yolunu gösteren Allah Resûlü'ne, onun pak aile halkına ve güzide ashabına olsun. Rabbimiz, bu gayretimizi katından kabul buyursun. Şüphesiz O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.
Hac Sûresi, son derece sarsıcı ve düşündürücü bir hitapla başlar. yet, belirli bir topluluğa, zamana veya coğrafyaya değil, bütün insanlığa seslenmektedir:
'Ey insanlar!'
Bu hitap; kadın-erkek, genç-yaşlı, mümin-kâfir ayrımı olmaksızın bütün insanları kuşatır. Çünkü âyetin haber verdiği kıyamet gerçeği, yalnızca bir toplumun değil, bütün insanlığın karşılaşacağı ilâhî bir hakikattir. Bu sebeple sûrenin ilk çağrısı da evrenseldir: 'Rabbinizden sakının!'
Gafleti Dağıtan İlâhî Çağrı
Kur'ân-ı Kerîm'in 'Ey insanlar!' hitabıyla başlaması, insanın yaratılıştan gelen sorumluluğunu hatırlatmaktadır. İnsan; başıboş bırakılmış, hayatı bütünüyle kendi arzu ve ihtiraslarına teslim edilmiş bir varlık değildir. Onu yaratan, yaşatan, nimetleriyle besleyen ve kendisine doğru yolu gösteren bir Rabbi vardır.
yette 'Allah'tan sakının' yerine özellikle 'Rabbinizden sakının' buyurulması dikkat çekicidir. 'Rab' kelimesi; yaratan, besleyen, büyüten, terbiye eden ve yöneten anlamlarını taşır. Böylece insana, kendisini yoktan var eden ve her an nimetleriyle kuşatan Rabbine karşı sorumluluğu hatırlatılmaktadır.
Takva, yalnızca korkmak anlamına gelmez. Takva; Allah'ın emirlerine sarılmak, yasaklarından kaçınmak ve insanı ilâhî azaptan koruyacak bir hayat yaşamaktır. Başka bir ifadeyle takva, kulun Rabbiyle arasına günahların girmesine izin vermemesidir.
Takvalı olmak; hayatın sadece belirli saatlerinde Allah'ı hatırlamak değildir. İbadetlerimizde olduğu gibi aile hayatımızda, ticaretimizde, kazancımızda, harcamamızda, dostluklarımızda, konuşmalarımızda ve toplumsal ilişkilerimizde de Allah'ın ölçülerine teslim olmaktır. Namazımızı ve orucumuzu Allah belirlediği gibi; helâl ve haram anlayışımızı, evlenmemizi, boşanmamızı, giyimimizi, kuşamımızı ve bütün hayat çizgimizi de O belirlemelidir.
Takva, hayatın bir bölümünü değil, tamamını Allah'a ait kılma bilincidir.
'Kıyametin Sarsıntısı Büyük Bir Şeydir'
yet, takva emrinin hemen ardından bu çağrının sebebini açıklamaktadır:
'Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir.'
Kur'an'ın kullandığı 'zelzele' kelimesi, son derece şiddetli bir sarsıntıyı ifade eder. Ancak burada haber verilen sarsıntı, zaman zaman dünyanın belirli bölgelerinde yaşanan depremler gibi bölgesel değildir. Bu, mevcut dünya düzenini bütünüyle sona erdirecek, yeri ve gökleri kuşatacak büyük bir sarsıntıdır.
Nitekim Hac Sûresi'nin ikinci âyeti, o günün dehşetini çarpıcı sahnelerle anlatır: Emzikli anne emzirdiği yavrusunu unutacak, hamile kadın taşıdığı çocuğunu düşürecek ve insanlar sarhoş olmadıkları hâlde sarhoş gibi görüneceklerdir. Çünkü karşılaştıkları manzara, insan idrakinin taşıyabileceğinden çok daha ağırdır.
Fahreddin er-Râzî, âyetteki 'büyük bir şey' ifadesinin taşıdığı derinliğe dikkat çeker. Gökleri, yeri ve insan aklının kavrayamayacağı büyüklükteki âlemleri yaratan Allah Teâlâ, bir hadiseyi 'büyük' olarak nitelendiriyorsa onun büyüklüğünü insanın bütünüyle tasavvur edebilmesi mümkün değildir.
yette kıyamet sarsıntısının ayrıntıları uzun uzun anlatılmamış, sadece onun 'büyük bir şey' olduğu bildirilmiştir. Bu belirsizlik, dehşeti azaltmamakta; aksine onu daha da artırmaktadır. Çünkü insan zihni, sınırlarını bilemediği bir tehlike karşısında çok daha derin bir ürperti hisseder.
Korkutmak Değil, Uyandırmak
Kur'an'ın kıyamet tasvirlerindeki asıl amaç, insanı ümitsizliğe sürüklemek değildir. Amaç, gaflet uykusundan uyandırmak ve henüz fırsat varken onu doğru bir hayata yöneltmektir.
İnsan dünya hayatının geçici meşguliyetleri içinde ölümü, hesabı ve âhireti unutmaya yatkındır. Mal, makam, şöhret, kazanç ve günlük telaşlar, insana bu dünyanın hiç sona ermeyeceği vehmini verebilir. Hac Sûresi'nin ilk âyeti ise bu gafleti güçlü bir şekilde sarsmakta ve insana şu hakikati hatırlatmaktadır:
Bu dünya kalıcı değildir. İnsanın sahip olduğu imkânlar, makamlar ve nimetler bir gün geride kalacak; herkes yaptıklarıyla birlikte Rabbinin huzuruna çıkacaktır.
Hac Sûresi'nin ilk iki âyeti indirildiğinde Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ashâbına kıyamet gününün dehşetini anlattığı rivayet edilmektedir. Ashâb-ı kiram bu haber karşısında büyük bir endişeye kapılmış; Allah Resûlü ise onların korkularını ümitle dengelemiş ve müminleri ilâhî rahmete güvenmeye davet etmiştir. Bu rivayet, Kur'an'ın korku ile ümidi birlikte inşa eden eğitim anlayışını göstermektedir.
Mümin, kıyametin dehşetini düşünür; fakat Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez. Günahlarından korkar; ancak tövbe kapısının açık olduğunu bilir. Hesaptan endişe eder; fakat Rabbine yönelerek hayatını düzeltmeye çalışır.
Gerçek Hazırlık Bugünden Başlar
Kıyametin ne zaman kopacağı insanlara bildirilmemiştir. Fakat insanın kendi kıyameti sayılan ölümün her an gelebileceği açıktır. Bu sebeple asıl mesele kıyametin tarihini öğrenmek değil, ona hazır olup olmadığımızı sorgulamaktır.
Resûlullah'ın şu öğüdü, dünya hayatına nasıl bakmamız gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır:
'Dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol.'
Yolcu, konakladığı yeri ebedî yurdu zannetmez. Orada ihtiyaçlarını karşılar; fakat asıl varacağı yeri unutmaz. Mümin de dünyayı bütünüyle terk etmez; çalışır, üretir, ailesinin geçimini sağlar ve yeryüzünü imar eder. Ancak dünyayı kalbine yerleştirmez ve ebedî hayatını geçici menfaatler uğruna feda etmez.
Hac Sûresi'nin ilk âyeti, insanı korkunun içinde bırakmamakta; ona güvenli bir sığınak da göstermektedir. Kıyametin sarsıntısından korunmanın yolu takvadır. Dünya sarsıldığında sarsılmayacak olanlar, bugün kalplerini Allah'a bağlayanlardır. Bütün dayanaklar ortadan kalktığında güvende olacak kimseler, hayatlarını Rablerinin rızasına göre düzenleyenlerdir.
Öyleyse âyetin çağrısı bugün de bütün canlılığıyla devam etmektedir:
Ey insanlar! O büyük gün gelmeden önce aklınızı başınıza alın. Rabbinizin koruması altına girin. Günahlarınızı terk ederek tövbeye yönelin. Haklara riayet edin, zulümden uzak durun ve hayatınızı Allah'ın kitabı ile Resûlü'nün örnekliğine göre düzenleyin.
Çünkü kıyametin sarsıntısı gerçekten çok büyük bir şeydir. Fakat Allah'a iman eden, takvaya sarılan ve salih amellerle hazırlananlar için O'nun rahmeti bütün korkulardan daha büyüktür.
Rabbimiz! Bizleri dünya hayatının aldatıcı meşguliyetleri içinde âhireti unutanlardan eyleme. Kalplerimize takva, hayatımıza istikamet, amellerimize ihlâs ihsan eyle. O büyük sarsıntının yaşandığı gün bizleri rahmetinle emniyette olan kullarının arasına dâhil eyle. min.
Kaynakça
1. Kur'ân-ı Kerîm, Hac Sûresi, 22/1-2. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın âyet meali ve tefsiri için bk.
2. Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb (Tefsîr-i Kebîr), Hac Sûresi 1. âyetin tefsiri.
3. Besâiru'l-Kur'ân, Hac Sûresi 1. âyetin tefsiri.
4. Seyyid Kutub, Fî Zılâli'l-Kur'ân, Hac Sûresi 1-2. âyetlerin tefsiri.
5. Tirmizî, Sünen, 'Tefsîru'l-Kur'ân', Hac Sûresi bölümü, hadis no: 3168.
6. Buhârî, el-Câmiu's-Sahîh, 'Rikāk', hadis no: 6416.
Araştırmacı Yazar
Muhammed Gülnar
(0)Comments